Miras hukuku, bir kişinin ölümü veya gaipliği durumunda, kişinin mal, mülk, para ya da servetinin nasıl ve ne şekilde paylaştırılacağını düzenleyen hukuk dalıdır. Miras yoluyla geçen mal varlığının paylaştırılması, miras hukukuna göre düzenlenmekle birlikte, ailenin koruyucu niteliklerinin ön plana çıkarıldığı bir hukuk anlayışı hâkimdir. Mirasçılar genel olarak iki gruba ayrılır: Yasal ve atanmış. Yasal olarak mirasçı bulunmadığı zaman miras bırakan kişinin iradesiyle mirasa sahip olabilecekler, atanmış kişilerdir. Miras hukuku, miras bırakanın ölümle birlikte sona ermeyen hukuki durumlarını, borç ve haklara göre düzenlemektedir. Burada vasiyetname önemli olup mülkiyet paylaşımının vasiyetnamede belirli şartlar varsa eğer o şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Burada saklı pay oranı, en önemli konulardan biridir. Saklı paylar üç gruba ayrılır. Bunlardan ilki, ölen kişinin alt soyundaki miras hakkının yarısıdır. İkincisi, ebeveynlerin miras paylarının dörtte biridir. Üçüncüsü ise, eşin saklı payıdır ve ölen bireyin eşi 1. ve 2. dereceden mirasçı olduğunda mirasın tamamını, 3. dereceden bir mirasçı ise dörtte üçünü sahip olan saklı payı belirtir. Pay ihlali durumunda mirasçılar tenkis davası açılabilmekte ve ihlal edilen pay iadeleri alınabilmektedir. Zümre, Medeni Kanun kapsamında dereceyi belirtmekte ve mirasta bu durum mirasçılık hakkını engelleyebilecek dereceleri vurgulamak için kullanılır. Örneğin bir önceki kişinin mirasçı olması halinde, bir sonraki kişinin mirasçılığı engellenebilir.
Miras hukukunda önemli kavramlardan biri ise terekedir. Tereke, bireye bağlı değildir ve mirasçılara intikal eden mal varlığını ifade eder. Terekenin tespit edilmesi ve bu tespitin gerçekleştirilmesi için açılan davalar, miras bırakanın masraf ya da borçları dışında kalan tutar belirlenir. Miras bırakan kişinin terekesinin tespiti, TCK m. 507 kapsamında incelenmiştir: “Hesap yapılırken, miras bırakanın borçları, cenaze giderleri, terekenin mühürlenmesi ve yazımı giderleri, miras bırakan ile birlikte yaşayan ve onun tarafından bakılan kimselerin üç aylık geçim giderleri terekeden indirilir.” Bu hesabın yapılabilmesi için terekenin tespiti davası açılabilmektedir. Mirasçıların tasarruf edilebilir kısımların hesabını yaptıkları ve mevcut hak ile borçların çıkarıldığı (cenaze masrafları, borçları, miras bırakanla yaşayanların 3 aylık geçim masrafları ve mahkeme sürecindeki evrak masrafları) hüküm olarak TCK m. 507 önemlidir.
Miras Hukuku Kapsamında Merak Edilenler
Miras hukuku, bütün hukuk dallarında olduğu gibi yaşamla değişim ve gelişim gösterir. Toplumsal ilişkiler aracılığıyla şekillendiği ifade edilebilir. Bütün hukuk dallarında öne çıkan bir konu olarak sosyo-ekonomik ve hukuk politikası gelişmelerini de yansıtır. Miras hukukuna göre mirasçılar, miras bırakanın tereke borçlarından sorumlu tutulmaktadır. Bu durumda miras bırakanın alacaklısı, mirasçılardan herhangi birisine giderek borcu isteme hakkına sahiptir. Mirasçılardan birisi bu borcu öderse, diğer mirasçılardan bu borcu rücu edebilir. Burada mirasçıların müteselsil sorumluluk taşıdığı, miras hukuku kapsamında düzenlenmiştir. Dolayısıyla mirasçılar, mal varlığı paylaşımından sonra da müteselsilen sorumluluğa, beş yıl süreyle sahip olmaktadır. Beş yıllık süre ise ya miras paylaşımın yapıldığı tarihi ya da borçların üzerinden beş yıllık sürenin geçmesini ifade etmektedir. Böyle bir durumda mirasçılar, tereke borcundan muaf olabilmektedir. Ancak bunun için miras hakkından vazgeçilmesi gerekmektedir. Miras reddedildiğinde, miras bırakanın son yerleşim yerindeki sulh mahkemesine miras red beyanında bulunulur. Mirası reddetmek isteyen kişi, üç aylık sürede bunu gerçekleştirmelidir. Bu süre, yasal mirasçı için bireyin ölümü ve kişinin kendi mirasçılığını öğrendikten sonra başlamaktadır. Atanmış mirasçı ise tasarrufun kendi tarafına bildirilmesi halinde bu sürece tabi tutulmaktadır. Böylece üç aylık sürede bunu gerçekleştirmeyen miras sahipleri, o süreden sonra mirası kabul etmiş kişiler olarak görülür. Miras hukukunda devamlılık, mülkiyetle birlikte açıklanmaktadır. Dolayısıyla reddetme sürecinden sonra mirasın paylaşılması, mirası bırakan kişiden önce ölmüş gibi, yani o kişi olmaksızın paylaştırılır.
Mirasın paylaşılma sürecinde, miras bırakanın ölmeden önce hukuku uygun şekilde irade beyanıyla mirasını bırakmışsa, başka kimselerin miras talebinde bulunması söz konusu değildir. Ancak ölüm anına kadar paylaşımı yapılmayan mal varlığı için mirasçılar, tenkis talebinde bulunabilir. Diğer yandan miras paylaşımının uzun bir dönem yapılmaması halinde miras genelde devlete kalmaktadır. Böyle bir durumdan sonra ise miras talebinde bulunulması açısından bir sebep ya da durum kalmamaktadır. Dolayısıyla miras paylaşım hak-taleplerinin incelenmesi, mirasçıların hızlı şekilde anlaşması ve miras paylaşımının sonuca bağlanması önemlidir. Bu konuda deneyimli miras hukuku avukatlarından yardım istenebilir, süreç ise hızlandırılabilir. Miras ortaklığının sona ermesi, miras paylaşımının yapılması, mirasçı olmadığında atanmış mirasçının belirlenmesinde önemli olan unsurlar gibi farklı konularda bilgi almak isteyen kişileri, Kule Hukuk Bürosu’na davet ediyoruz. Alanında deneyimli miras hukuku avukatı olan Av. Behzat Küle’den danışmanlık alabilir, süreci hızlı bir şekilde yönetebilirsiniz.
Miras Hukuku Alanında Sunduğumuz Avukatlık Hizmetleri
Miras hukuku, ölen kişinin vasiyetnamesinin incelenmesiyle birlikte başlayan, vasiyetin hukuk bağlamında bir geçerliliğinin olup olmadığının tespit edilmesiyle devam eden ve mirasçıları belirlemede önemli/gerekli unsurları düzenleyen hukuk kapsamıdır. Mirasın hukuk kuralları ve geçerliliği kapsamında ne şekilde belirlenebileceği, ölçülebileceği gibi konular için danışmanlık alabilir, süreci yönetebilirsiniz. Miras hukuku alanında verilen hizmetler ve bakılan davalardan bazıları şöyle sıralanabilir.
-
Vasiyetname iptaline yönelik dava,
-
Miras denkleştirme ya da ortaklık davası,
-
Tereke ve tespit davası,
-
Mirasçıların pay ve oranlarına ilişkin davalar,
-
Mirasçılığın reddedilme davası,
-
Miras sözleşmesinin yapılmasına ya da iptaline ilişkin davalar.
