Ticari ilişkilerde güven faktörü, ikili ilişkilerin sürdürebilmesi için zorunludur. Güvenin sağlanmadığı ortamlarda, ticari faaliyetlerin uygulanması zor olup kaos ve belirsizliklerin yaşanmasına neden olabilir. Hukuksal gelişmeler, güvenin kötüye kullanılmasının önüne geçilmesini amaçlayan düzenlemeleri kapsar. Türk Ceza Kanunu m. 155 bu düzenlemeler arasında yer almaktadır. TCK kapsamında düzenlemelerin genel olarak malvarlığına karşı işlenen suçları içerdiği, ancak güvenin kötüye kullanılmasının yalnızca bununla sınırlı olmadığı bilinmektedir. Ticari ilişkilerin güvene alınması amacıyla sözleşmelerin iki ya da -ticarete konu olan- paydaşlarla yapılması bu süreci kolaylaştırmakla birlikte hırsızlık, dolandırıcılık, mala zarar verme, belirlenen zamanda ürünün teslim edilmemesi gibi farklı konularda oluşabilecek sorunları da kapsamalıdır. Dolayısıyla cezanın caydırıcı bir faktör olarak suçun oluşmasını önleyici nitelikte olması elzemdir.
Türk Ceza Kanunu m. 155: Güveni Kötüye Kullanma Suçu
TCK kapsamında güveni kötüye kullanma suçu iki ayrı konu altında incelenmiştir. TCK m. 155/1’e göre, “Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkâr eden kişi, şikâyet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.” hükmü ile hem suç şekilleri hem de ceza kapsamları ifade edilmiştir. Buna göre şu suç kategorileri üzerinde durulmuştur:
-
Muhafaza etme ya da belirli bir şekilde kullanma amacıyla zilyetliği devredilmiş mal.
-
Zilyetliğin devri dışında tasarrufta bulunma veya devir durumunun inkâr edilmesi.
