ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ (İZALE-İ ŞUYU) DAVASININ HUKUKİ DAYANAĞI, ARABULUCULUK ŞARTI VE UYGULAMA YÖNTEMLERİ

You are currently viewing ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ (İZALE-İ ŞUYU) DAVASININ HUKUKİ DAYANAĞI, ARABULUCULUK ŞARTI VE UYGULAMA YÖNTEMLERİ

Paylı veya elbirliğiyle (iştirak hali) mülkiyet halindeki birçok mal, miras gibi farklı nedenlerle birden fazla kişinin mülkiyetinde bulunabilir. Ortaklığa ait malların kullanımı sırasında fikir birliğinin sağlanması gibi sorunlar meydana gelebileceği için bu ortaklığın sonlandırılması için dava açılabilir. Bu davaların konusu, ortaklık kapsamının taşınır ya da taşınmaz malı kullanma, yararlanma ya da malın üzerinde tasarrufta bulunma gibi amaçlarla incelenir. Davanın açılmasının nedenleri de bunlara dayanır. Böylece ortaklığın giderilmesi davaları, malın kullanımına ilişkin fikir birliği sağlanamadığında, anlaşmazlıkları gidermek amacıyla açılabilir. 

Türk Medeni Kanunu ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Ortaklığın Giderilmesi Davalarında Hukuki Dayanak

Ortaklığın giderilmesi davalarının kapsamı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na yönelik düzenlenmiştir. Kanun’un 642. maddesi gereği, ortaklığı sürdürmenin sözleşme ya da kanun kapsamında zorunlu olmadığı durumlarda paylaşım istenebilir. Örneğin, miras paylaşımında söz konusu mal üzerindeki ortaklığın giderilmesi, mirasçılardan biri tarafından istenebilir. Bu paylaşım, elbirliğiyle mülkiyet yoluyla paylaşma yolunu kapsamaktadır. Dolayısıyla bu Kanun gereğince paylı ya da elbirliği mülkiyeti doğrultusunda ortaklık sona erdirilebilir. 

Paylı mülkiyet, Kanun’un 688. maddesinde düzenlenmiştir: “Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır. Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur. Pay devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından haczettirilebilir.” Aynı zamanda Kanun’un 698. maddesinde, ortaklığın giderimi her hak sahibi tarafından istenebilir. Bu ise mülkiyet hakkından kaynaklanan mutlak bir hak olarak açıklanmıştır. 

Ortaklığın giderilmesinin dayanaklarından bir diğeri ise, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında yapılan düzenlemeleri içerir. Kanun’un 4/1-b maddesi gereğince, sulh hukuk muhakemelerinin görevi açıklanmış olup, taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılarak ortaklığın giderilmesinin sağlanabileceği belirtilmiştir. Bu amaçla ortaklığın giderilmesi, taraflardan birisinin isteği üzerine başlayabilir, hukuki kapsamda kanunların sınırlılıkları ve uygulamaları çerçevesinde yapılabilir. 

Kanun Kapsamında Zorunluluklar ve Ortaklığın Giderilmesi Davasının Yöntemleri

Ortaklığın giderilmesi davası açılmadan önce arabuluculuk başvurusunun yapılması zorunlu kabul edilir ve bu konu, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na yönelik incelenir (m. 18/B-1): “Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.” Bu maddedeki dava şartı zorunluluğu sonucunda arabuluculukla tarafların anlaşması sağlandığı takdirde anlaşma belgesi düzenlenir. İlgili Kanun’un 18/B-3 maddesi doğrultusunda, “Anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup bu şerh taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. Mahkeme taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından yapacağı incelemede anlaşma içeriğini, arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetler; bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilir ve gerektiğinde duruşma açabilir.” ifadesi getirilmiş olup anlaşma belgesinin hukuki niteliği üzerinde durulmuştur. 

Kanun’un 18/B-5 maddesine göre ise, “Taşınmazın devrine veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin anlaşma belgesinin taraflarından biri, icra edilebilirlik şerhi verilmesinden sonra tapu müdürlüğünden tescil talebinde bulunabilir. Tapu müdürlüğünce taşınmaza ilişkin mevzuatta öngörülen gerekli inceleme ve değerlendirme yapıldıktan sonra resmi senet düzenlenmeksizin tescil talebi yerine getirilir.” hükmü düzenlenmiştir. Bu amaçla arabuluculuk, herhangi bir dava sürecine girilmeden ortaklığın giderilmesini ve mal paylaşımının yapılmasını sağlar.

Arabuluculuk sonucu anlaşma sağlanamadığı durumda ise, ortaklığın giderilmesi üç yöntem ile mümkündür. Türk Medeni Kanunu’nun 698. maddesinde, paylaşma istemi düzenlenmiş, bu amaç doğrultusunda, “Hukuki bir işlem gereğince veya paylı malın sürekli bir amaca özgülenmiş olması sebebiyle paylı mülkiyeti devam ettirme yükümlülüğü bulunmadıkça, paydaşlardan her biri malın paylaşılmasını isteyebilir. Paylaşmayı isteme hakkı, hukuki bir işlemle en çok on yıllık süre ile sınırlandırılabilir. Taşınmazlarda paylı mülkiyetin devamına ilişkin sözleşmeler, resmî şekle bağlıdır ve tapu kütüğüne şerh verilebilir. Uygun olmayan zamanda paylaşma isteminde bulunulamaz.” ifadesi getirilmiştir. 

Paylaşma isteminin uygun görülmesi durumunda, paylaşma biçimi ise, Kanun’un 699. maddesinde açıklanmıştır. Bu maddeye göre paylaşma yöntemlerinden ilki, aynen taksim yoluyla ortaklığın giderilmesidir. Bu yöntemle taşınır ya da taşınmaz mal olduğu gibi bölünmektedir. Eşit dağıtımların söz konusu olduğu bu yöntem, paylaşmada uyuşma sağlanamadığı takdirde hâkimin kararı üzerine de gerçekleştirilebilir. Bölünen parçalarda değerler denk düşmediği takdirde, eksik değerdeki parçaya para eklenerek denkleştirme sağlanmasına karar verilebilir. Bu uygulama, pazarlık yöntemi olarak ikinci yöntemdir. Ancak taraflar arasında hem aynen taksim yoluyla hem de pazarlık yöntemiyle ortaklık giderilemediği takdirde, diğer bir yöntem olan açık artırmayla satışa hükmolunur. Ancak bu düzenleme, Kanun’un 699. maddesinde, “Satışın paydaşlar arasında artırmayla yapılmasına karar verilmesi, bütün paydaşların rızasına bağlıdır.” kapsamında yapılmıştır.